Onu ilk kez “Ekonomiyi kim yönetiyor?” videosuyla tanıdım. Sıkı takipçisi olduğum FluTV Olmaz Öyle Saçma Ekonomi serisindeki anlatım tarzı ve hicivlerinde kendimden bir şeyler bulmanın şaşkınlığı içindeydim.
O günden bu yana sayısız konuşmasını dinleme fırsatı buldum. Olaylara yaklaşımındaki realist bakış açısı, karamsar veya iyimser olmak yerine olanı apaçık işaret etmesi ve ekonomiyi esprili bir dille bir fikir jimnastiğine dönüştürmesi beni her seferinde kendine daha çok bağladı. Muhtemelen her ikimizin de lise yıllarındaki sayısal disiplini akademide sosyal bilimlerle harmanlamış olması, olaylara karşı o aynı rasyonel ve geniş açıyı paylaşıyor olmamızın asıl sebebiydi. Bu anlamda onu en iyi özetleyen anın, “Bu ekonomi ne kadar zamanda düzelir?” sorusuna verdiği o meşhur cevap olduğunu düşünürüm: “Ne kadarda bozulduysa, o kadarda düzelir.” Süslü cümlelerden, “bir daha gün yüzü göremeyeceğiz” diyen felaket tellallığından veya damarlarımızdaki asil kandan girip duygulara oynayan boş iyimserlikten uzak bir tavırdı bu. Tıpkı benim de kendisini henüz tanımadan önce hayata karşı takındığım o mesafeli duruş gibiydi…
Bu tavrı sergileyenler genelde ortada olmakla veya cesaretsizlikle suçlanır. Oysa bir taraf olmayı kenara bırakıp sorunların kök nedenlerine inebilecek kadar zihnimizi çalıştırabilirsek, göreceğiz ki çözümler sandığımızdan çok daha farklı yerlerde. Yine de zihinsel enerjisini derinlemesine analizlerle tüketmek yerine daha konforlu alanlarda kalmayı tercih edenler, taraf olmayan bertaraf olur tekerlemesine sığınarak reels kaydırmaya devam edecektir.
Hakan Özerol’un bir söyleşisinde duymuştum “Bilinen Coğrafyalardan Bilinmeyen Hikayeler” kitabını. Hayat görüşünü kendime bu kadar benzettiğim birinin bu kitabı tam da Cem Session köşemde bu tarz hikayelerin peşine düşmüşken keşfetmem, aradığım cevabın zaten orada olduğunu kanıtlayan motive edici bir tesadüftü. Onlarca çok satan finans kitabının yanında tozlu raflarda unutulmaya yüz tutmuş bu deneme, hayranlık duyduğum birinin iç dünyasına açılan bir kapı gibiydi. Oldukça içten ve doğal; seyahatname ile deneme arasındaki o ince çizgide..
Tasvirleri ve önem verdiği noktalar, sanki benim 20 yıl sonra anlatacaklarımın birer kopyasıydı. Sanki birilerine bir şey anlatmaktan ziyade, kendisine notlar hazırlamıştı. Tıpkı benim okuduğum her şeyden aklımda kalmasını istediklerimi yazdığım; Ludwig von Bertalanffy görse Kaos Teorisi’ni yeniden yazacağı, telefonumdaki o karışık notlarım gibiydi..
Kitap, 2017’nin ilk yarısını geçirdiğim Slovenya’dan da parçalar taşıyordu. İkinci evim olarak gördüğüm Maribor’da geçirdiğim altı ay boyunca Ljubljana’yı defalarca ziyaret etme şansı buldum. Kitapta tam da aynı döneme denk gelen fotoğrafların yer alması, kitaba olan hayranlığımı zirveye taşıyan bir işaretti. Deklanşöre sanki Hakan hoca ile aynı anlarda basmıştık.
Geçtiğimiz günlerde FluTV’nin etkinliğinde kendisini canlı dinleme şansı buldum. Konuşmanın satır aralarında kendisinin Slovenya’da yaşadığını öğrenince, o son şok dalgasını da yaşamış oldum. Hayata karşı benden 20 yıl ileride olan bu adamın yaşam örüntüsü, benimkiyle neredeyse aynıydı. Ya da kronolojik olarak düzeltecek olursam; 20 yıl geriden gelen ben, hocanın ayak izlerini takip ediyor gibiydim.
Konuşma bittiğinde, izleyicilerin “Dolar ne olur? Altın alalım mı?” soruları arasından sıyrılıp elimdeki kitabı uzattığımda yüzündeki şaşkınlığı saklayamadı. “Bu kitabı nereden buldun?” gibi absürt bir cümle kurdu. Sorusundaki ton, kitabın satılmak için değil, hayata sessiz bir iz bırakmak için yazıldığını ima eder gibiydi. O an yazarın bile unuttuğu bir notun, bir başkasının hayat kılavuzu olarak taşınmasının yarattığı o samimi şaşkınlığa ilk elden şahit oldum.
Kitabı imzalatma sebebim sadece o anı ölümsüzleştirmek değil; bu hissiyatın nasıl bir şey olduğunu yakından görmekti. Çünkü şundan eminim: Tıpkı istavrit avındaki yemsiz çapari gibi, ben de gelecekte kendime notlar tadında bir kitap yazacağım ve bundan hoşlanan birkaç kişiye ulaşacağım. Hakan hoca kadar şanslı olabilirsem, belki günün birinde o okurlardan biriyle tanışıp, ona bunun ne kadar güzel bir his olduğunu anlatacak küçük bir not bırakabileceğim.
Yorum bırakın