Romantik film kategorisindeki sıkıcı hikayelerden haz etmeyen biri olarak, Before serisi sadece romantik filmler arasında değil, tüm zamanlar listemde üst sıralarda yer alıyor.
İlk olarak 2016 yılında Chambery’de yaşadığım ve yalnızlıktan fenalık geçirdiğim dönemde izlediğimde, kalbimden vurulmuş gibi hissetmiştim. Kadın-erkek ilişkisi konusunda oldukça tecrübesiz olduğum o dönemde, serinin ilk filmindeki tesadüfi tanışma ve ani aşk beni derinden etkilemişti. Diğer filmler ise bu heyecanı alıp yerine derin bir kalp çarpıntısı bırakmakta oldukça başarılıydı.
Üzerinden geçen 8 senenin ardından, Benan ile ilişkimizin 4. senesinde ilk kez romantik bir film izlemek istedik. Tek bir sahnesini bile hatırlamadığım ancak bende uyandırdığı hisleri dün gibi bildiğim bu üçlemeyi izlemeye koyulduk. Üç filmde de kendimizden parçalar bulduğumuz için karakterlerle çok özdeşleştik; izlerken hem güldük, hem eğlendik hem de duygulandık. Dahası, dört yıllık ilişkimizde geçirdiğimiz dönüşüm ve edindiğimiz tecrübelerden yola çıkarak filmdeki karakterlere tavsiye verecek düzeyde özgüvenli hissettik.
İlk filmde, Amerikalı genç bir yazar olan Jesse, tesadüf eseri trende Frankofon esintileri taşıyan genç kadın Celine ile karşılaşır. Paris’e gitmek üzere trende olan Celine, Jesse’nin aurasına kapılır ve ikisi de Viyana’da inerek gün doğumuna kadar sürecek bir serüvene atılır. Genç ve hayata karşı acemi tavırlarıyla dikkat çeken Jesse, heyecan dolu Celine’i tavlamak için akıl dolu diyaloglara girer. Bu filmi 20’li yaşlarında izleyen erkek seyirciler için müthiş taktikler içeren serinin ilk filminde, diyalogların sahne kesmeden dakikalarca tüm doğallığıyla sürdüğü dikkatinizden kaçmayacaktır. Diyaloglardaki dil sürçmeleri, şaşırmalar ve birbirlerinin konuşmasını bastırdığı anlar konuşmalara inanılmaz derecede doğallık katmış. Diyaloglar üzerinden ilerleyen ve bıraktığı hissiyat genel olarak aşk ve heyecan olan Before Sunrise’da, çiftimiz teknolojiden uzak bir dönemde yaşadıkları için birbirlerinin telefonlarını almayı akıl edemezler ve altı ay sonra aynı yerde buluşmak üzere sözleşirler.
Before Sunset’in başlangıcında, Jesse yazdığı kitabın tanıtımını yapmaktadır. Konuşmalardan anlaşılacağı üzere Paris’tedir. Jesse ile yapılan röportajda sorular senarist tarafından özenle seçilmiş olacak ki, kitabın Jesse ve Celine’in ilk filmde yaşadıklarını anlattığını rahatlıkla anlayabiliyoruz. Filmin akışını bozmadan, röportajın yapıldığı butik kitapçının kapısında Celine belirir. İki film arasında geçen dokuz yıl ve şehir değişikliği, mekân ve zaman değişimini kolayca algılamamızı sağlıyor. İlk filme benzer nitelikte diyalogların geçtiği Before Sunset’te, ilk filmin aksine aşk ve heyecanın yerini bilinmezlikler ve pişmanlıklar almıştır. Mutsuz bir evlilik içinde olan Jesse’nin bir oğlu, aradığı aşkı bulamamış Celine’in ise yokluğunu varlığına tercih ettiği sevgilisi vardır. Celine ile Jesse’nin karşılaşmasının hemen ardından başlayan konuşmalardan, ilk saniyesinden itibaren birbirlerine duydukları aşkın hiç değişmediğini ve birbirlerinin telefonlarını almamanın verdiği pişmanlığı görebiliyorsunuz. Açıkçası, izlerken bu durumun hem üzücü olduğunu hissetmeme karşın, Jesse ve Celine sanki birbirlerini teselli edercesine, bu pişman âşıklar durumunun paralel evrendeki pişman evli Celine ve Jesse’den daha iyi olduğunu kendilerine kanıtlamaya çalışıyorlar. Filmdeki en etkileyici durum ise, Jesse’nin Amerika’ya döneceği uçağa gitmek için hazır bekleyen aracı, Celine’i biraz daha görme pahasına sürekli erteleyerek adım adım hikayeyi zenginleştirmesidir. Filmin bitiş sahnesinde net olarak verilmese de, Jesse’nin Celine’in evinde, Celine’in yazdığı şarkıyı kendisinden dinlerken büyülendiğini ve muhtemelen uçağı kaçırdığını tahmin edebiliyorsunuz.
Before Midnight, ikinci filmde olduğu gibi yine dokuz sene sonra ve yine farklı bir şehirde, Atina’da geçiyor. Zaman ve mekan algısını hızlıca seyirciye veren serinin üçüncü filminde, Jesse oğluyla vedalaşarak muhtemelen boşandığı eşine gitmek üzere onu uğurluyor. Celine ise hikayeye Jesse’nin eşi olarak dahil oluyor. Artık kırklı yaşlarına gelmiş bu çiftin dünya tatlısı ikiz kızları var. Filmin ilerleyen sahnelerinde çiftin resmi olarak evli olmadığını görüyoruz. Filmin çıktığı yıllarda bu durum daha ilgi çekici olsa da, günümüzde sıkça rastladığımız bir durum olması dolayısıyla fark edilmeyebiliyor. Serinin üçüncü filminde ağır basan duygular ise olgunluk ve çatışma. Çocukları, baş başa bir gece geçirmek için arkadaşlarına bırakan çiftimiz, gittikleri otel odasında tartışma yaşıyor. Beni tartışmanın gerçekliğine daha ilk dakikasında çeken şey, diyaloglar arasında yükselmenin ve sakinleşmenin birbirini izleyen seriler halinde ilerlemesi. Sıradan filmlerde gördüğümüz alışılagelmiş klişelere maruz kalmıyoruz. Sert bir kavga sonrası bir sevişme sahnesi veya iki güzel kelimeyle ucuz barışma taktikleri görmüyoruz. Eminim ki hemen hemen her çiftin hayatlarında yaşadığı gibi, bir taraf yükselirken diğerinin çözüm arayışı sırasındaki sakinliğini takip eden çileden çıkma anı, kapıyı vurup çıkmalar ve geri dönmeler, anın siniriyle ağızdan çıkan büyük sözler, ilişkiyi bitme noktasına getiren hal ve hareketler. Bunların hepsi aslında tüm seride izlediğimiz sürecin ne kadar da bizden biri olduğunu hissettiriyor. Tüm seride olduğu gibi, uzun uzun diyalogların ardından duygu dolu bir geri dönüşle barış ilan eden çiftimiz, serinin sonunun mutlu bitmesini sağlıyor.
Seriyi tümüyle ele alacak olursak, her dönemini dolu dolu geçirmiş bir ilişkide görebileceğiniz tüm süreçleri uçlarda yaşayan bir çiftin hayatına konuk oluyoruz. Tesadüf eseri tanışan ve anı yaşama sözüyle bir gün geçiren Jesse ve Celine, ilişkilerin cicim ayları denen dönemin romantik bir özetini bizlere sunuyor. Aşkın yerini rutinlerin almaya başladığı dönemde yaşananları ve tecrübesizlikten kaynaklı yapılan hataları yine uç örneklerle ele alan ikinci filmde, karakterlerimiz müthiş bir fırsatı değerlendirememenin pişmanlığının yanı sıra istemediği hayatlarda olmanın mutsuzluğunu derinlemesine yaşıyor. Çoğumuz bu durumu bu büyüklükte yaşamasak da, ilişkimizi sorguladığımız dönemlere atıfta bulunuyor diyebiliriz. Son filmde ise bu sorgulamaları çoktan geride bırakıp kendilerine belirli bir yol çizmiş çiftimiz, yine komplike bir durumda karşımıza çıkıyor. Ancak artık çok daha net bir şekilde ne istediğini bilen iki olgun insanın, yapmak istediklerine çizdikleri bu yoldan dolayı odaklanamamalarından kaynaklanan iç bunalımı fazlasıyla hissettiriyor.
Bir ilişkide aşkı derinlemesine yaşamış, hatalar yapmış ve bunlardan ders çıkarmış, çokça tartışma yaşamış ve en kötüsünde dahi ortak nokta yakalayabilmişseniz, ilişkinizin bir projeksiyonu olarak göreceğiniz bu film serisini şiddetle tavsiye ederim.

Yorum bırakın