Alper Canıgüz’ün Kan ve Gül’ü ile Boğaziçi Üniversitesi Hatıraları

Alper Canıgüz’ün ‘Kan ve Gül’ kitabında, bölümlerin Nirvana şarkılarıyla isimlendirilmesi dikkatimi çekmese de, kitaptaki satırlar daha önce fark etmediğim duyguları harekete geçirdi. Romanın bende böylesine bir etki yaratması, anlatım tarzından ya da absürt olaylardan öte, kitabın geçtiği mekanlarda 10 yılımın geçmiş olmasıyla ilgili olsa gerek.

Hafızamın zayıflığından mıdır, yoksa insan biyolojisinin bir getirisi midir bilmem, yaşadığım olayların olumsuz yanlarını unutup, güzel yanlarını hatırlamakta üzerime yoktur. Hatta acılı olaylara bile dönüp baktığımda güzel bir ayrıntı bulabiliyorum. Belki de hatıraları manipüle ediyorumdur. Ancak bu durum, hikaye anlatıcılığımı besleyen yönüm haline geldi. Olayların ilgi çekici yanları beynimde yer ederken, gereksiz detayları unutmam bir avantaj gibi görünüyor.

Bu nedenle, geçmişe dönüp baktığımda her anı tekrar yaşayabiliyorum. Acısıyla tatlısıyla her anı yad etmek benim için adeta bir ibadete dönüşüyor. Fakat bu, yeniliklere kapalı olduğumu göstermiyor; aksine, yeni hatıralar biriktirme konusunda da oldukça istekliyim. Geçmiş ve geleceği dengeleme çabası benim için çok eski bir dostluk.

Alper Canıgüz’ün ‘Kan ve Gül’ kitabında 2011-2019 arası yıllarını geçirdiğim Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanan olaylara sıkça yer verilmesi beni derinden etkiledi. Beşiktaş’tan 559C’ye binip kampüs yolunda “artık tanıdık yüz yok” diye düşünmek, o günlerin özlemini kalbimde hissettirdi.

“Geçmişin kıymeti, onu yaşayanların gözünde bambaşka bir anlam taşır.” – Alper Canıgüz

Aynı okulda okumuş, aynı kültüre ait olsak da farklı dönemlerde bulunmanın getirdiği farklılıklar, kendi okul anılarımın paralel evrendeki bir versiyonunu izliyormuş hissi uyandırıyor. Canıgüz’ün bahsettiği Orta Kantin ve Teras Kantin ayrımı benim dönemimde de farklı değildi. Orta Kantin’in cookiesi ve Teras Kantin’in sandviçi gibi lezzet detayları benim hafızamda hala canlı.

Ayrıca benzer grupların katılımıyla yaşanan Starbucks işgali de benim okul dönemimin ilk yıllarına denk geliyor. İlginçtir ki, o işgali yapan gençlerin bir kısmının global firmalarda üst düzey yönetici konumunda olması oldukça muhtemel.

Kitaptaki karakterler de aynı bizden birileri gibi… Ancak her biri sanki biraz absürt detaylarla zenginleştirilmiş. Üniversite yıllarının tipik özellikleri olan çalkantılı ilişkiler, son güne bırakılan ödevler ve garsonluk gibi geçici işlere benzer unsurlar kitapta yerini bulmuş. Tüm bunların yanında, o dönemler için sıradan sayılabilecek telefon rehberlerine numara kaydetme çabaları, kapalı alanlarda sigara içme gibi detaylar da kitaba nostaljik bir tat katıyor.

Bu yazıda spoiler vermek istemem; zira edebi eleştiri yapmak benim işim değil. Ancak bende böylesine iz bırakan bir kitaptan bahsetmemek olmaz. Sadece duygularımı satırlara dökerek bu anın keyfini daha da zenginleştirmek istedim. Kitaba dair düşüncelerinizi paylaşmak isterseniz, yorumlarda buluşalım.


Posted

in

by

Comments

Yorum bırakın